DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Parçalı Bulutlu

Modern Hayat

11.07.2019
50
A+
A-

Çağımız hesap kitap çağı. Her yerde karşımıza rakamlar çıkıyor, ödenmesi gereken faturalar, kredi kartları, yapılması gereken izinlerin tarihleri, unutulmaması gereken özel günler… Modern hayatın belki de en büyük getirisi ya da götürüsü bu. Hep bir hesap kitap içindeyiz. Hayat bizi o kadar alıştırmış ki hesaplar için de boğulmaya, bir kafamızı kaldırıp bakamıyoruz etrafımıza, hayata, hatta çoğu zaman da kendimize.

Hayatın bu akışı tabi ki en çok vaktimizin geçtiği iki alanımızı çokça etkiliyor; işimizi ve evimizi. Kişilerin ev hayatı, özeli, tabi ki burada benim yazacağım, anlatacağım şeyler değil. Bu yazıyı ilgilendiren taraf olan iş hayatına odaklanmak,bu kafa karışıklığının bizi getirdiği noktayı irdelemek istiyorum.

Bir kere her kişinin her yanı fatura dolu. Sorumluluklar giderek daha çok para ve meta üstüne oluyor. Bu sebepten kazanmak, artık herkesin önceliği. Hatta bazen kişiler nasıl kazanırsam öyle kazanayım diye düşünebiliyor. Bu öncelik sebebiyle piyasa içinde artık etik kurallar dediğimiz bir çok kural hiçe sayılabiliyor. Örneğin bir alım yapıyor kişi, gelen ürün söylenenin aksine daha düşük kaliteli bir ürün çıkabiliyor. Ya da bir ödeme taahhütü alıyor kişi ve o ödemeyi almak için belki günlerce alacağı ödemesini beklemek zorunda kalıyor. Ha bugün, ha yarın derken, bir bakıyor ki günler geçmiş. Ya da işin başka bir yönü de olabilir, şöyle ki, bir söz verecek durumu olamıyor bazen kişinin, müsait olamıyor ve o sözü veremiyor ancak muhattap olduğu insanlar bazen o kadar sıkabiliyor ki bu durumu olmayan kişileri, sadece bir söz alabilmek için. ‘Etik olmaz, sözü verirsem yapmam lazım.’ dese de insan, yok illa o sözü ver gibi bir tavır ile karşı karşıya kalınabiliniyor. Yaşanan olaylar ve örnekler aslında o kadar çok ki, o kadar çoğaltılabilir ki.

Belki fark etmiyoruz ama sırf bu sebeplerden ötürü, birbirini aşırı derecede yoran bir topluma dönüşüyoruz. Herkes farkında olmadan birbirine ‘cırlıyor’. ‘Hayır öyle olsun.’, ‘Yok öyle olmasın.’, ‘Bu nasıl olur.’ şeklinde sürekli başlayan ve bitmeyen cümleler kurup hayatımızı bir kat daha çekilmez yapmak için farkında olmadan elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. İş hayatında yaşanılan bu sarmal asla bitmiyor çünkü bir fatura ödeniyor, diğerinin vakti geliyor ve biz tekrar aynı sarmal içine atıyoruz kendimizi. Çevrenize bakın, herkesin iş yapmaktan kafası şişmiş, herkes yoğun, herkes yorgun.

Bu kadar yoğunuz, yorgunuz ama baktığımız zaman memleket olarak ciddi bir katma değer yaratamıyoruz. Çünkü o kadar çok ufak işlerin peşinde koşuyoruz ki… Dediğim gibi önceliğimiz hep para, meta. Önceliğimizi emeğe çevirsek belki, insana daha çok değer verip, daha etik kuralları dikkate alan şekillerde çalışsak, belki de içimizdeki enerjiyi daha güzel dışarı vurabilir, daha üretici bir toplum olmaya adım atabiliriz. Ama maalesef ki biz o kadar alışmışız ki tüketmeye. Hayatımızı hatta kendimizi tüketiyoruz da, bu modern hayatın sarmalı içinde ne yaptığımızın farkında olamıyoruz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.