DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Açık

Emek Bilgi ve Ayrıcalık

13.06.2019
66
A+
A-

Ne kadar yetenekli ya da bilgili kişiler var çevremizde. İyi eğitim almış, kültür seviyesi yüksek kişiler… Ne kadar görüyoruz bu insanları ya da onlar ne kadar gösterebiliyorlar kendilerini? Bana öyle geliyor ki bu olayda bir karmaşa var. Şöyle ki; bir kere bu insanlar kendilerini göstermek zorundalar mı? Kesinlikle değiller, olmamalılar zaten. Çünkü yetenekli, bilgili insanlar

Ne kadar yetenekli ya da bilgili kişiler var çevremizde. İyi eğitim almış, kültür seviyesi yüksek kişiler… Ne kadar görüyoruz bu insanları ya da onlar ne kadar gösterebiliyorlar kendilerini?

Bana öyle geliyor ki bu olayda bir karmaşa var. Şöyle ki; bir kere bu insanlar kendilerini göstermek zorundalar mı? Kesinlikle değiller, olmamalılar zaten. Çünkü yetenekli, bilgili insanlar zaten motivasyonunu kendi içlerinden gelen enerjilerinden alırlar. Şimdi bu insanlar bu enerjilerini kendilerini göstermek için harcarlarsa eğer, enerjilerini boşa harcamış olurlar. Bu kişilerin genel olarak motivasyonu o kadar yüksektir ki, amaçlarına odaklanmış bir şekilde yollarına devam ederken, gereksiz bulurlar bir de ‘Ben burdayım.’ demeyi. Çünkü onu demek bile fazladan bir çabadır onlar için. Ona harcayacağı çabayı, kişinin kendi yolunda yürümeye harcaması, kişiye daha mantıklı gelir tabi. E o zaman ne olacak?

İşte bu noktada bizim fark etme yeteneğimizin devreye girmesi lazım. Aslında bu fark ediş, çocukluktan başlarsa tabi ki en makbulü. İlk olarak ailede anlaşılır bu tür şeyler. Çünkü emek ve bilgi dediğin şey de zamanla oluşan, inşa edilen şeyler. Kapasitesin farkına varılan çocuk, çok daha kolay işlenebilir, hatta doğru işlenerek harika şeyler yapabilir. Tabi burda ailenin isteğinden öte, çocuğun kapasitesi ve yeteneği önemli. Çocuk işlenmeye ailede başlar, okulda devam eder. Sonrasında ise en büyük sorumluluk öğretmenlerdedir. Doğru anlaşılan, doğru bilgi ile doldurulan çocuk ya da genç, sosyal bir ortamda ilk onlar tarafından fark edilir, onlar tarafından yönlendirilir. Yönlendirilen, gelişen, eğitilen gençler, okul hayatlarının devamında hem daha donanımlı olurlar, hem de iş hayatlarına atılırken ciddi bir özgüven ile iş hayatlarına başlarlar. İş hayatında da yöneticilerinden bu beklenir aslında. Çünkü insanlar, çalıştıkça kendilerini, yeteneklerini ve kapasitelerini belli ederler. Gerçekten iyi analiz yeteneğine sahip olan yöneticiler, doğru kişiyi doğru noktada konumlandırarak, hem kişinin gelişimine, hem kendi şirketlerinin gelişimine ciddi derecede katkı sağlayabilirler.

Bu satırlara kadar ne güzel yazdık, ne güzel anlattık, değil mi? Harika ve örnek gelişim süreçleri anlatıldı. Peki gerçekte durum nedir? Gerçekler böyle midir?

Aslına bakarsanız gerçekler hiç de böyle olmuyor maalesef. Şu yazılanları gerçekten bu süreçte, bu şekilde yaşayabilenler varsa kendilerini ‘şanslı’ görmeliler. Çünkü ailede başlayan eğitim bazı durumlarda ailenin kendini eğitememesinden dolayı ya kapasitesi yüksek çocukların fark edilememesine ya da kapasitesi olmayan çocukların aşırı şişirilerek yüksek benlik ve bencillik duyuları ile yetiştirilmesine sebep oluyor. Gençlik döneminde kendini yetiştirmeyi başaran gençler bu düzenden sıyrılabilsede, bazı eğitimcilerin tanıdık vasıtası ile kayırdığı çocuklar, yine bazı üstün çocukların önüne geçebiliyor. Sonra bir bakıyorsunuz ki bu birilerine ayrıcalık sağlama durumu her anda, her zamanda, her durumda, hayatımızda yaşanan her olayda kendini gösteriyor. Gençlik döneminde, iş hayatında hatta sosyal hayatta bile sürekli yaşanan bir durum bu. Hatta fikrimce toplumumuzun en büyük çatlağı. Bu imtiyazlar kişilerin, kendilerinin ya da başkalarının çıkarlarını sağlayabilmeleri için oluşturulsa da, zarar görenler hep sonunda yine bu ayrıcalıkları sağlayanlar olacaktır. Çünkü şu bir gerçektir ki güneş balçıkla sıvanmaz. Emek ve bilgi üstüne çamur örtülerek kapanacak şeyler değillerdir. Onlar hep ışıktır ve ışıklar hep parlar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.