DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Sisli

Elveda koca yürekli kral

27.01.2020
54
A+
A-

İngiliz edebiyatının en eski yazılı eserlerinden biri olan Beowulf’ta iki farklı cenaze töreni toplumdaki değişimi yansıtırken insani çabaların en içgüdüsel olanına da değinir. Danların ilk kralı Scyld, ölümünün ardından “diğer tarafta ihtiyaç duyabileceği” eşyalarıyla bir salın üzerinde denize bırakılırken destanın sonunda Beowulf, bir tepeye gömülür. Bu sahne, Pagan ritüellerinin Anglo-Saxon ve Norman istilası sonrası toplumda yayılmaya başlayan Hristiyanlık ile nasıl iç içe geçtiğini gösterir ancak hikaye için daha önemli olan; kahramanca savaşan Beowulf’un son isteğidir: Hatırlanmak.

İnsan aslında nasıl hatırlanacağına da ister istemez yatırım yapar. Düşünmüşsünüzdür elbette, siz nasıl hatırlanmak isterdiniz? Bu hem kolay hem de çok zor bir soru… Lakin bir sporcu olsaydınız Kobe Bryant gibi hatırlanmak isterdiniz muhtemelen. Ben mesela kesinlikle onun gibi hatırlanmak isterdim.Kazandığı ödüller, başardıkları, attığı sayılar, aldığı maçlar, istatistikler… O bunlardan daha fazlasıydı ama konu bunlar olunca da en iyilerden biriydi! Onu daha özel kılan da buydu belki. Beowulf gibi… Diğerleri de kraldı ama Beowulf aynı zamanda “hikayesi olan bir kraldı” ve en önemlisi büyük bir kahramandı.

Kobe’yi nasıl hatırlayacağız?

Tarihi bir sürü efsane ile dolu olan Los Angeles Lakers onu bir farklı hatırlıyor mesela. Hem 8 hem de 24 numarasını emekli etmişlerdi zira…

Sahada ise sonsuz saygı sabitinde zayıf rakipleri onu korkulu bir rüya, güçlü olanlar ise kusursuz bir challenge olarak hatırlıyor.

Kareem Abdul-Jabbar onu bir sporcudan daha fazlasını barındıran bir adam olarak, Kobe’nin Dear Basketball şiirini paylaştığı The Players Tribune’un kurucusu Derek Jeter ise mükemmel bir eş ve mükemmel bir baba olmaya çalışan bir adam olarak hatırlıyor. Tiger Woods, “Ateş” diyor onu hatırlarken, “Alev alev yanan bir kazanma hırsı…”

Trajik haber geldiği andan itibaren Shaq’ı bekledim, Shaq da kardeşim, kankam, şampiyonluklar kazandığım partnerim diye hatırladı Kobe’yi ve “Çocukları, çocuklarım gibiydi her zaman” dedi. Veda mesajındaki “Seni seviyorum” ifadesi ise yumruk gibi oturdu boğazıma. Umarım aralarındaki husumet sadece bir “show biz” kurgusundan ibarettir. 2018’de TNT’nin Players Only programında karşı karşıya oturup eteklerindeki taşları dökmüşlerdi ama yine de umarım Shaq, onu çok sevdiğini Kobe’nin yüzüne söyleme fırsatını bulmuştur…

İdol, kahraman, ilham kaynağı…

Ben ise onu önce rakip sonra da bir idol, kahraman, ilham kaynağı olarak hatırlıyorum. Küçükken belki kısa boylu olmamın da etkisiyle (Belki fazla yahu, kimi kandırıyorum!) idolüm Allen Iverson’dı. Lakers, onu yendiğinde çok üzülmüştüm! İçten içe de Kobe’ye uyuz oluyordum. Yaşım biraz ilerledi, Kobe de olgunlaşmaya başladı sanki… Farklı bir gözle onu izlemeye, ona hayran olmaya başladım. (Bu kez uyuz olduğum tarafta LeBron vardı. Cleveland ile şampiyon olana kadar ona karşı hissetiklerim değişmedi.)

Ona hayrandım çünkü 1989 doğumluyum. Benim jenerasyonum için Kobe çok özel. Elbette büyük oyuncular vardı, daha önemlisi o dönem futbolda da olduğu gibi büyük karakterler, nevi şahsına münhasır oyuncular vardı. Ama onu seven de, sevmeyen de Kobe’nin büyüklüğünü bilirdi. Kazanmak kadar en iyisini denemenin, en üst seviyeyi zorlamanın, hem en yetenekli olup hem de en çok çalışan olmanın önemini bir film gibi izletiyordu bize.

Gözümüzün önünde Black Mamba’ya dönüşüyordu.

Hatırlanmak temasıyla ilerliyoruz ya hani; aklımda şu da var: Michael Jordan’ın kariyerine aklım başımdayken tanıklık edemedim. Basketbolu anlayarak izlediğimde Jordan, Wizards’ta oynuyordu! Bu kıyas belki doğru değil ama Kobe’nin neden ‘seçilmiş’ olduğunu ortaya koyan anlar var zihnimde.

Jordan’ın kendi isteğiyle basketbola ara verdiğini, sonra da geri döndüğünü hatırlıyorum bir de Kobe’yi basketboldan koparan aşil tendonu sakatlığını…

Jordan’ın Dikembe Mutombo’nun ‘challenge’ı üzerine gözleri kapalı attığı, Kobe’nin ise aşil tendonu kopuk halde -o acıyla- attığı serbest atışlar geliyor aklıma… Jordan elbette Ekselansları ve The Goat ama bu bahsettiğimiz Mamba Mentality! Kobe bizim jenerasyon için bir ağabey gibiydi.Peki nedir bu Mamba Mentality? Kobe aşil sakatlığı sonrası çok samimi, çok içten ve çok güçlü, ilham verici bir paylaşım yapmıştı.

Şöyle başlıyordu sözlerine: “Bu saçmalık! Yaptığım onca çalışma ve fedakarlık, daha önce milyonlarca kez yaptığım tek bir hareketle pencereden uçtu gitti. Yaşadığım hayal kırıklığı katlanılamaz. Kızgınlığım şiddetli bir öfkeye dönüştü. Bu şey neden oldu, neden benim başıma geldi ki? Hiçbir mantıklı açıklaması yok. Şimdi 35 yaşımda bu sakatlıktan geri dönüp eskisi kadar veya eskisinden daha iyi bir oyuncu mu olmam gerekiyor? Bunu nasıl becereceğim? Hiçbir fikrim yok. Bunun üstesinden gelecek sürekli bir isteğe sahip miyim? Belki artık bir sallanan sandalyeye oturup kariyerimle ilgili anıları hatırlamalıyım.”

Ve şöyle devam ediyor: “Tüm bu iç dökmeden sonra gerçek bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Dünyada kopuk bir aşil tendonundan daha büyük sorunlar, mücadeleler var. Kendine acımaktan vazgeç, bir umut ışığı bul ve her zamanki aynı inançla aynı güdüyle ve inançla çalışmaya başla.

Bir gün yeni bir kariyer yolculuğu başlayacak. Ama bugün o gün değil.

‘Beni bir ayıyla kavga ederken görürsen, ayı için dua et.’ Bu lafı her zaman çok sevmişimdir. Bu ‘mamba mantalitesi’dir. Biz pes etmeyiz, sinmeyiz, kaçıp koşmayız. Dayanırız ve fethederiz.”

Yüzde 100’den aşağısı seçenek değil!

Şimdi daha derinlemesine düşününce anlıyorum ki başta yaptığı isyan basketbola dönüp dönememe ile ilgili değil. Elbette dönecekti, döndü de. Belki Vince Carter kadar da oynayabilirdi! Ama bu basketbola duyduğu aşkın Vince Carter’dan veya bir başkasından farklı bir noktada olmasıyla ilgili. Kobe’yi üzen, bir daha istese de yüzde 100’ünü veremeyecek olmasıydı. Bunu fark ettiği zaman basketbolu bırakmıştı aslında. Onun için yüzde 100’den aşağısı seçenek değildi çünkü.Bu epik film inanılmaz bir son ile bitti. Tam da onu hatırlamak istediğimiz gibi. Tam da hatırlanmak istediği gibi. 60 sayı attı, takımının son çeyrekte geri dönmesini sağladı ve maçı kazandırdı. Tam da Dear Basketball şiirinde yazdığı gibi:

“Ve şimdi ikimiz de biliyoruz; bundan sonra ne yaparsam yapayım, her zaman top haline getirilmiş çorapları köşedeki çöp kutusuna atan çocuk olacağım. Son beş saniye. Top ellerimde… 5…4…3…2…1…

Seni her zaman seveceğim.

Kobe”

Not: Bir gazeteci olarak da en çok heyecanlandığım anda Kobe var. Onunla aynı havayı solumanın, ona bir soru sorabilmenin ve ondan bir hatıra alabilmenin ayrıcalığına kavuşmuş ve hayranlığımı dile getirebilmiş olmaktan dolayı çok minnettarım…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.